26 Mart 2009 Perşembe

Bordeaux




Bir yaşam daha!
Değil hatalara telafi, acılara plaket için
Dinlenmeden içilmiş bir bordeaux gibi
Güçsüz ve bukesiz geçmiş ömrüm, anlamsız damaklarda

Batıyor dilim(d)e tomurcuklanan sevda sözleri
Ağzım zambak, doğum genişliği
Unuttuğum çok erdem var, çok yemin, çok erken veda
Çilem sarıla sarıla bitmemiş
Bir yaşam daha!

Meğer ne çetrefilli yollar aşmışım
Göz perdelerime düşen sahneler, an!
Duvarlara vurup çarpan tiratlar
ve hamallığını yaparken acıların trak yemişim hayattan

Ne gariptir yem ararken avlanan balık
ve ne acıdır aslında dünyanın rengi beklerken palette, resmin bitmesi
Bir yaşam daha!

23.03.2009

21 Mart 2009 Cumartesi

Dosyalarımın Anahtarı



Evet aradığım belleği buldum. Dosyalarımın anahtarı! Hemen bunlardan bir tane edinmek istiyorum. Çeşit çeşit usb belleklere, LaCie tarafından bir yenisi daha eklenmiş. Tam da ihtiyacım olduğu sırada rastlamam bence sadece rastlantı değil:) Almalıyım, kesinlikle almalıyım. Ama nereden temin edebileceğim konusunda hiç bir bilgi bulamadım. Beğenenler için kart okuyucu da mevcut. Detaylı anlatım ise burada

Aslında yaşamımızda teknolojinin girdileri ve çıktılarıyla ilgili makale yazasım da geldi ama çok yaramaz günümdeyim. Düşündürürken güldürmek değil, güldürmeden düşündüresim var sizi. Bu yüzden şimdilik erteliyorum.

Sevgiler~

16 Mart 2009 Pazartesi

Uçuş Hegemonisi



Yolcu uçağı bir yamaca iniş yapıyor. İçinden sadece ben iniyorum. Ön cepheye doğru atıyorum adımımı, korkuyorum. Dışarısı çok soğuk, ben çok bitkinim. Ne yürüyecek ne konuşacak halim var.

Bulunduğum zeminden aşağı bakıyorum, yaklaşık üç yüz metre yüksekteyim... Oradan... Asker eğitim alanı gibi bir yer. Aşağıda otlara bürünmüş tanklar cirit atıyor. Karşımda bir başka yamaç var, iki dağ arası bir yerdeler onlar. Askerler tankların üstünde beni görüp hızla geçiyorlar, geri dönüp hizama gelince dikkatlice bakıp, görmeye çalışıyorlar.

Arkamı dönüp, hızlıca koşmaya başlıyorum. Uçak yok! Uçak nerde, hangi arada nasıl gitti? Yürüyorum, yürüyorum sonra nefesim tükenene kadar koşup, nihayetinde yere yığılıyorum. Sarı sıcak güneşin, göz kapaklarımı yalamasıyla uyanıyorum. Etrafıma bakınıyorum. Tek bir ağaç bile yok. Gözümün alabildiğince uzağa bakıyorum. İlerde gri beyaz bir beton yığını var. Oraya doğru gitmeliyim ama takatim yok.

Zorlukla vardğım kapıda üstteğmen olduğunu sandığım asker karşılıyor beni. "Neyiniz var bayan, kötü görünüyorsunuz" diyor. Yalnızca bir bardak su istiyorum ve uçağı soruyorum ona. Kalkış alanını eliyle tarif ediyor. Giderken " iyi şanslar" diyor, teşekkür edip yanından ayrılıyorum.

Uçağa ulaştığımda sinirli bir toplulukla karşılaşıyorum. Herkes beni bekliyormuş. İçeride soyunma odaları var, bir sürü güzel kızlar çıkıyor kapılardan. Hepsinde full makyaj, gece kulübü sanatçıları gibi. Meğerse hosteslermiş. Koridor podyum gibi, yanıma gelip, hepsi birden yüksek sesle bir şeyler konuşuyorlar. Volumleri gittikçe artıyor, kulaklarım bu sesle doluyor.

Sonra beynimde çınlıyor cılız, tiz, cırtlak sesler!!!

Uyanıyorum.

15 Mart 2009 Pazar

Merhaba...




Ürküttüm mü? Yok yok bu el izi benim değil. Ben sadece öyle bir iz bırakmak istedim, unutulmamak adına.Gerçi epeyce kaba bir erkek eli gibi ama olsun.
Hep böyle başlar değil mi? Merhaba ile... Anlamını tam tahlil edemediğimiz joker sözcüğümüz. Selamlaşırken, tanışırken, telefonda, yazışırken... Hatta tanımadığımız kimselere bir şey soracağımızda başlangıç kelimemiz o. Ürkütmemek için. Sıcak ama mesafeli bir tavrı var aslında.
Arapçada 'benden sana zarar gelmez', 'rahat ol' gibi bir anlamı varmış. Türkçesi böyle uzun uzadıya. Aman neyse ne.

Bugün Cosmopolitan okurken bir kaç blog adresi aldım, hepsi de blogger, hem onları takip etmek hem de karalamak için ben de blogger oldum. Aslında şiir ve deneme üzerine 2006'dan beri bir blogcu sitem var, bu sayfanın konseptini biraz daha farklı düşünüyorum. İçeriği katılım ve ziyarete göre şekillenecek. Hep birlikte okuyalım ve görelim diyorum.

O halde, 'benden sana zarar gelmez ey okuyucu' tadında bir "MERHABA"

Keyifli vakitler~~